İş Yaşamında Ayrımcılık

İnsan kaynakları yönetimi, bir yandan çalışandan maksimum verim elde etmek isterken diğer yandan da çalışanın o işletmede ve o işte çalışmasından dolayı memnun olmasını sağlamayı hedefler.

1
185

Neden çalışıyoruz/çalışmak istiyoruz sorusuna yüzlerce değişik cevap verilebilir. Para kazanmak, ailemizi geçindirmek, hayalini kurduğumuz evi – arabayı – bisikleti – giysisi almak, kimseye muhtaç kalmamak, toplumda itibar sahibi olmak, sigortamızın olmasını istemek, evlenebilmek… İşletmeler ise personellerini bunlara dayanarak seçmez ve çalıştırmazlar. Anne babasından para almak istemiyormuş, toplumda iş-güç sahibi görünmek istiyormuş, yeni kıyafetlere ihtiyacı varmış gibi sebepler işletmelerin göz önünde bulundurabileceği sebepler değildir.

İşletmeler kendi işletme amaçlarına ulaşmalarında yardımcı olacak yol arkadaşları ararlar. Onlardan verimli çalışma ve işletme amaçlarını gerçekleştirme çabası görmek isterler. Ancak bazen! onlar da bu işin bir karşı tarafı olduğunu unutur ve insan emeğini sömürmeye varan hareketlerde bulunurlar. Bu noktada insan kaynakları yönetimi devreye girecektir. Çünkü birbirinden farklı amaçları olan kişi ve kurumların ortak bir noktada buluşması sağlanmalıdır.

İnsan kaynakları yönetimi, bir yandan çalışandan maksimum verim elde etmek isterken diğer yandan da çalışanın o işletmede ve o işte çalışmasından dolayı memnun olmasını sağlamayı hedefler. Ancak birbirinden çok farklı istekleri olan tarafları aynı masada oturtmayı başarmak tahmin edileceği gibi öyle kolay bir iş değildir. Bunu sağlamak için işletmelerin insan kaynakları birimi amaçları uyumlaştırabileceği koşulları belirler, bu koşulları gerçekleştirecek kişileri bulmaya ve işe yerleştirmeye çalışır, eğitimler verir, acaba doğru ilerliyor muyuz diye performans değerlendirme yapar, nasıl teşvik ederiz veya olumsuz sonuçları nasıl yok ederiz diye uğraşır, gerekirse kişilerle işletmenin yollarını ayırır ve faaliyetlerine sürekli devam eder.

Peki, insan kaynakları birimleri hiç mi hata yapmaz? Tabi ki yaparlar hatta bazen yaptıklarının farkında bile olmadan bu hataları gerçekleştirirler. Ayrımcılık bu hataların içinde en sık karşılaşılanlardandır. Çoğu insan ayrımcılık yapmanın hoş olmadığını kabul eder, hatta kendilerinin yapmadığını düşünür. “Eşit işe eşit ücret” ya da “çalışanlarımız bizim için sıradan bir maliyet öğesi değil, bizim için değerlendirilmeleri gereken birer kaynaktır” gibi kalıplaşmış cümlelerin bulunduğu insan kaynakları birimlerinin ise ayrımcılığı asla yapmaması gerekir. Yine de iş yaşamı ayrımcılık örnekleriyle doludur.

Kadın çalışanların evlenecekleri veya çocuklarının olacakları gerekçesiyle terfi ettirilmemeleri (sanki erkek çalışanlar evlenmiyor veya çocukları olmuyor ☺), itibarı yüksek üniversitelerden! mezun olmayanların işe alımda geriye bırakılmaları, sanki herkes engelli adayı değilmiş ya da görünürde bir engeli olmayan insanlar asla sorun çıkartmıyormuş gibi engelli bireylerin istihdamından kaçınılması ve daha bir çok durum aslında birer ayrımcılık örneğidir. Bu ve benzeri durumlarla o kadar sık karşılaşılmaktadır ki devletler bu ayrımcılıkları önleyebilmek için yasalar çıkartmak zorunda kalmaktadır (6701 Sayılı Kanun ve 4857 Sayılı İş Kanunu gibi).

İş yaşamında ayrımcılıkla ilgili tez çalışmamda, araştırma yaptığım şirketteki yöneticilerden birisiyle yaptığım bir konuşmada eski hükümlüleri tabi ki işe almayacaklarını çünkü yaptıkları hatayı yapmayı kendilerinin tercih ettiğini söylemişti. Ama cezalarını çekmişler ve bir yerde istihdam edilmezlerse yine suça sürükleneceklerdir diye konuşmamız devam ederken, basit suçlardan dolayı ceza almışlarsa o zaman düşünebileceğini belirtti. Bu basit suçun ne olabileceğini sorduğumda kız kaçırmak vs. diye anlatmıştı. Hırsızlıktan dolayı ceza almış birini işe alır mısınız dediğimde ise asla cevabını vermişti.

Yani bir ailenin kızını çalarsan sorun yok ama para çalarsan işe giremezsin. Galiba suçlara verdiğimiz tepkiler bile birbirinden ayrı ayrı olduğu için de ayrımcılıklarla karşılaşabiliyoruz.

Sonuçta ise kabul etmemiz gereken gerçek, iş yaşamında büyük bir ayrımcılık problemimizin olduğudur. İşin garip tarafı ise insan kaynaklarında çalışanlar yaptıklarının çoğunluğunu ayrımcılık olarak görmüyorlar. “Şirketimize uyum sağlayamaz, bir kere doğru düzgün verimli olamaz, benden yana sorun yok aslında ama diğer çalışanlar benim gibi değil çok sıkıntı yaşar” vb. birçok bahaneye dayanarak bu ayrımcılıkları devam ettirirlerken, bu durumu oldukça doğal, olması gereken bir durum gibi gösterebiliyorlar.

Oysa vaktiyle Atatürk’ün söylediği “İnsan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan mürekkeptir. Kabil midir ki, bu kütlenin bir parçasını ilerletelim, ötekini ihmal edelim de kütlenin bütünlüğü ilerleyebilsin? Mümkün müdür ki, bir cismin yarısı toprağa zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kısmı göklere yükselebilsin?” cümlesinde olduğu gibi toplumdaki bir öğeyi görmezden gelerek veya elemeye çalışarak uzun süreli başarıya ulaşmak ancak hayallerde kalır. Üstelik bu durum sadece cinsiyete dayalı değildir. Yaş, din, etnik köken, engellilik, medeni durum vb. tüm ayrımcılık türlerinde geçerlidir.

Öyleyse uzun süreli başarı isteyen işletmelerin ve iş tatmini, verimlilik gibi amaçları olan insan kaynakları birimlerinin öncelikle yaptıkları ayrımcılıkları fark etmesi gerekiyor. Ardından da fark ettikleri bu ayrımcılıkları yapmaya son vermeliler. İlk iş fark etmede yattığı için öncelikle nelerin ayrımcılık olduğuna bakmalıyız. Ancak bu ilk yazıyı şimdilik çok uzatmayayım. Ayrımcılık türleri, nelerin ayrımcılık olduğu ve nelerin olmadığı, neden yapıldıkları, nasıl bu kadar rahat yapıldıkları ve çözüm önerileri başka yazıların konusu olsun.

Yaşamımızda ayrımcılık yapmamak ve yaşamamak dileklerimle.

Önceki İçerikBold Pilot Geliyor
Sonraki İçerikEğitim – Dönen Cisimler
1982 yılında Antalya’da doğdum. Liseden sonraki tüm eğitimlerimi Anadolu Üniversitesi’nden aldım. Yönetim ve Organizasyon alanındaki doktoramı dokuz yıl gibi uzun bir uğraş sonucunda daha bu yıl Ağustos 2018’de tamamladım (ya da sıkıldı artık ve o beni tamamladı). 2009 yılından beri Dumlupınar Üniversitesi’nde akademisyenim. İnsan kaynakları yönetimi ve örgütsel davranış alanındaki konuları öğrenmekten ve çalışmaktan müthiş bir keyif alıyorum. Özellikle iş yaşamında karşılaşılan ayrımcılıklar ve yönetici konumunda olsun olmasın tüm çalışanların bu ayrımcılıklara tepkisi özel ilgi alanımı oluşturuyor. Hayatım hep mücadeleyle geçti –aile, sosyal çevre, hastalık vb.- ama olayların hep gülecek bir yanını buldum sanırım. Çünkü çok şanslıydım, iyi dostlar biriktirdim ve hepsi ailem oldu. Hayattaki ideallerim işimi iyi yapmak, çevreme faydalı olmak, gülmek ve mutlu bir çocuk yetiştirmek. Bu arada kuzguna yavrusu şahin görünür misali olacak ama dünyalar tatlısı altı yaş civarı bir çocuğun annesiyim. Ayrıca bazen çok belli etmesem de (çabuk şımarıyor yeni nesil J) onlarla her sene hayatı ve konuları yeni bakış açılarıyla yeniden öğrendiğim için öğrencilerime müteşekkirim.

1 Yorum

  1. Şirketler çıkarları için ayrımcılık yapar, isterler ki sıfır hata ile şirkete en fazla verimi sağlayacak kişi işe alınsın. Bir şirketin, işletmenin kâr etmesinin yollarından biri de şirketler için en verimli olacak doğru insanlarla çalışmak değil midir. İnsan hiç bir zaman değer olarak almadılar. Kar etme güdüsüne ters bir anlayış zaten. Modern Taylorizm tartışması vardı bir ara, her şeyden önce insan kaynaklarında vuku bulmuş bu anlayış. Toz pembe olmayan bir ekonomik sistem içerisinde ik organizması doğası gereği ayrımcılık yapar çalışanların da bu durumu içselleştirmesini normal karşılamasını bekler. İnsanın otonomlaştığı dünya da cinsiyet inanç fiziki durum ayrımcılığı hayatın her alanın da yaşanırken şirketlerin sahtekarlık departmanlarında ayrımcılık yaşanmamasının önüne hiçbir zaman geçilemeyecek. Çünkü her geçen gün insan doğasından biraz daha uzaklaşıyor, rolümüzü oynuyor değer ve kıymet kaynakları adı altında kendimizi kandırıyoruz. İletişim kurduğu kişinin bitirdiği bölümle ilgili bilgi sahibi bile olmayan insanlar psikolog edasında doğru yargıya ulaşmaya çalışıyorlar, çok komik.
    “İnsanları yönetme sanatının temelinde iki ilke yatar: Onları baskı altında tutmak ve aldatmak” Fernando Pessoa
    Tabi ki değil tabii ki…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here