Röportaj : Orit Josefi Wiseman

0
345

Orit Josefi Wiseman, herkesçe alkışlanan çocuk terapisti ünvanını 20 yıl önce York Üniversitesi’nde yaptığı mastırla edindi.

O zamandan beri hayatını çocukların iyilik ve sağlığını geliştirmeye ve ailelerin çocukları için güvenli ve zevkli bir ortam yaratmaları için destek olmaya adadı.

İsrail’deki kliniğinde aile içinde iletişimi geliştirme ve çocukların içsel dayanıklılığını güçlendirme gayesiyle workshoplar düzenliyor. Buna ek olarak Orit, dünyanın her yerinde verdiği eğitimlerde çocukların refahını geliştirecek ekiplere yol gösteriyor ve çocuklarla çalışan tüm ekiplere konuyla ilgili becerileri kazandıran kurslar/atölyeler düzenliyor. En son olarak, İstanbul’daki Aylin Kotil Okulu’nda Ebeveynlere Aktif Dinleme Konferansı verdi.

2018’de, Ebeveynlik Çocuk Oyunu (Değil) kitabı İbraniceden çevrildi ve Türkiye’de yayımlandı. Orit, sık sık ebeveynlere eğitim vermesi için davet ediliyor. Son günlerde, ‘Annelik-Babalık’ üzerine hazırladığı eğitim serisini İstanbul’da vermeye başladı.

İlki ‘Ebeveynlik Stilleri ve Ebeveynlik Otoritesini Tekrar Kurmak Üzerine Sınırlar Belirlemek’ üzerineydi. Sonraki eğitim ve konuşmaları ‘Ekranlar Döneminde Ebeveynler İçin Yeni Zorluklar’, ‘Bir Ergene Anne Babalık Yapmak’, ‘Övgünün Gücü: Övgüyle Çocuğun Davranışını ve Ailedeki Rolünü Değiştirmek’ ve ‘Kardeş Rekabeti’ üzerine.

Çocuk terapisti olmasının yanında Orit, işinde usta bir eğitmen ve yaşam koçu. Binlerce erkek, kadın ve çocukla çalıştı ve hayat kalitelerini geliştirmeleri için onları destekledi ve yönlendirdi.

*

Sizleri Orit Josefi Wiseman ile tanıştırmaktan sevinç duyuyorum.

Kendisinden röportaj için randevu aldığım gün, sürükleyici cevaplarının ardından, ’Sınır Belirlemek ve Ebeveynlik Otoritesini Şefkatle Geri Kazanmak’ eğitimine katıldım. Sizinle paylaşmalıyım; Orit’in hazırlayıp sunduğu eğitim serisi sadece anne-babalık ve çocukların ferahı için değil(miş).

Hani bazen kendimize ya da dostlarımıza deriz;

’Ben de şaşırdım kendime. Vallahi öyle yapıverdim işte!’ vb.

Bazen de iletişim kurduğumuz kişilerde tıkanıklık yaşadıkları ve yaşattıkları bir nokta olduğunu görürüz. Seçimimiz anlamak ve anlaşılmak yönündeyse de birçok denemeden sonra elimizin kolumuzun bağlı kaldığını hissedebiliyor ve

‘Yanlış anlamak için çabalıyor sanki. Şunu bir fark edip idrak etse, sanki her şey çözülecek.’ vb. sözler sarf edebiliyoruz.

Yetişkin zihnimizde dolayısıyla davranışlarımızda çocukluğumuzun bizlerde bıraktığı izleri taşıyoruz hepimiz.

*

Orit Josefi Wiseman’ın son kitabı Ebeveynlik Çocuk Oyunu (Değil)’ i tüm D&R’lardan edinebilirsiniz.

Hadi başlayalım! Keyifli okumalar:)

*

İlk önce kitabınızın ismiyle başlamak istiyorum. Toplumda ne gördünüz ve bu ismi kitabınıza vermeye sizi yöneltti?

Çünkü kitabım ‘oyun’ hakkında. Çocuk oyunu. Fakat biliyorsun ki İngilizcede ‘Bu bir çocuk oyunu değil.’ diye bir tabir var ve ‘Kolay değil.’ anlamına geliyor. Bence günümüzde artık çocuk yetiştirmek çok zorlayıcı ve komplike.

Birçok ebeveynin çocuk yetiştirmede yolunu kaybettiğini ve doğru yolun da ne olduğunu bilmediklerini görüyorum; çünkü bundan çok değil, 50-60 yıl önce hayat daha netti. Genellikle babanın en başında konumlandığı bir piramit vardı ve çocuklar da bu piramidin tabanında bulunuyordu. Çocuklar uslu davranmadığında anne ‘Babanız eve gelinceye kadar bekleyin bakalım!’ derdi. 

Günümüzün anne ve babaları, çocuklarının psikolojilerinin kendilerinden etkilendiğinin farkına vardı ve böylece yaptıkları ve sözledikleri hakkında çok daha dikkatli olmaya başlayıp, çocuğu piramidin altından piramidin tam ortasına aldılar ve kendilerini de çocuklarının çevresine yerleştirdiler; fakat bu da işe yaramıyor. Bu nedenle ebeveynler çocuk yetiştirmeyi zor buluyorlar ve işte bu da  kitabının adını ‘Ebeveynlik Çocuk İşi (Değil)’ alarak koyma nedenim.

Sizce bir çiftin anne baba olması için spesifik bir zaman var mı?

Önce bu çiftin, bir çift olmayı oturtması çok önemli; çünkü evlendiğimizde diğer kişiye alışmamız gerekir. Biriyle yaşamak farklı bir şey, evlenmek farklı. Evlendiğimizde biliriz ki bu uzun dönemli bir adanma ve buna göre bazı düzenlemeler yapmak gerek. Diğer bireyi aralarına almadan önce öncelikle çift olmaya adapte olmalılar; çünkü bu yeni birey onların damarına basacak! Bu nedenle önce sağlam olmalılar.

Çocuklar sevgi dolu, neşeli, özgürler… ta ki büyümeye başlayana dek. Çocukların bu doğasını korumak için ebeveynlerin neyi sağlaması lazım?

Ebeveynlerin çocukları için güvenli bir ortam yaratmaları gerek. Bu güveli ortamla kastım, onlar için sınırlar belirlemeleri. Bugünlerde ebeveynler eğer çocuklarına limit koyarlarsa, çocuklarının daha az sevgi hissedebileceğini düşünüyor. Oysa tam zıttı!

Çocuğumuza sınır koymamız demek, bu sınırlamayı sıkı yapmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez. Sınır belirlememiz demek, bizim onların neyi nasıl olması gerektiği hakkında netlik sahibi olmamız demek. Neyin doğru neyin yanlış olduğu konusunda temiz bir yaklaşıma sahip olduğumuzda, biz halen onlara sevgi veriyor ve fiziksel olarak da sevgiyi hissetmelerine devam ediyoruz. Çocuklara sevginin bu birleşimini ve limitin ne olduğunu göstermek onlara kendilerini gerçekten güvende hissettirir; çünkü o zaman çocuk ‘’Burada ne yaptığını bilen, ben ağladığımda korku hissetmeyen, bana ne zaman ‘Yeterli, daha fazla yok.’ diyebileceğini bilen güvenebileceğim bir yetişkin var.’’ diyerek kendini güvende hisseder ve bu onlar için en önemli şey! Çocuğuna böyle bir güveni sağlayan yetişkinler, hem onlara sevgilerini gösterirler hem de sınırlarını belirlerler. Çoğu anne baba ya birini ya da diğerini yapıyor. Her ikisini de değil!

Çocuklara sınır koymayı onların özgüvenlerine zarar vermeden başarabilmemiz mümkün mü? Sınır koyduğumuzda limiti zorlamayı deneyen çocuklar da olacaktır. Biz doğru limiti belirlediğimizden nasıl emin olacağız?

Öncelikle çoğu ebeveyn, sınırları çizmek hakkında düşünmüyor. Çoğu anne baba sadece reaksiyon gösteriyor. Bu çocuğun bir şey öğrenmesine olanak sağlayan bir şey değil; çünkü reaksiyon gösterdiğimizde, biz kızgınlık hissiyle cevap veririz. Çocuğun tek gördüğü şeyse, kızgınlık olur ve onlar bundan hiçbir şey öğrenmez, öğrenemez.

Sınır belirlemek, tamamen farklı bir şey. Sınır belirmek ‘Senin nasıl hissettiğini anlıyorum. Ne istediğini biliyorum. Ve limit işte bu.’ yaklaşımını gösterdikten sonra çocuğa bir alternatif sunmaktır.

Birçok ebeveyn sanki çocuklarının onları durdurmak için bir şey yaptığını hisseder. Sanki çocukları onları kızdırmaya çalışıyordur ya da sadece vefasızlardır ve durum aslında tam olarak bu değil! Çocukların kendilerine ait ihtiyaçları var; oyun oynamak, iyi zaman geçirmek ve anda yaşamak.

Diğer taraftan ebeveynlerinse, toplum içinde nasıl davranacağını bilen dengeli bir birey yetiştirmek gibi zor bir işleri var. Onlar çocukları için neyin doğru ve neyin yanlış olduğunu bilirler ve bu doğru. Evet, bilirler.

Bu demek oluyor ki ebeveynlerin çocuklarını doğru bildikleri şekilde yetiştirme ve çocukların da spontane bir şekilde anı yaşamaya ihtiyaçları var.

Bir çocuğun anne ve babasını dinlememesi onlara karşı saygılı olmadığı anlamına gelmez. Sadece bildikleri şeyleri yaptıkları anlamına gelir; fakat genellikle ebeveynler bunu kişisel olarak algılar ve böyle tepki verir.

Hangi aydan veya yaştan başlayarak çocuklar için sınırlar belirlenmelidir?

Bir çocuk konuşmaya başladığında bunun zamanı gelmiştir ve bu sınırlar çocuğun yaşına göre konulur. Bazı ebeveynlerden henüz 6 aylık bir bebek için şöyle şeyler duyuyorum ’Onun şımarık olmasını istemiyorum. Her ağladığında onu kucağıma almamalıyım.’.

Kesinlikle yanlış! Yanlış!

Aksine o dönemlerde çocuğunuzu ne kadar bedeninizde taşıyabiliyorsanız taşımanız gerek. Bu onu şımartmak değil, tam tersi! Belgeseli yayınlanan ve hakkında kitap da yayımlanan bir kabilede anneler, doğduğu andan itibaren çocuklarını kucaklarında ya da sırtlarında taşıyorlar ve hayatları olduğu gibi kaldıkları yerden devam ediyorlar. Çocukla beraber her yere yürüyorlar. Tarlaya gidiyorlar. Yemeklerini pişiriyorlar ta ki çocuk yeterince büyüyüp yere inmek isteyene kadar ve o andan itibaren çocuğu tamamen serbest bırakıyorlar ve çocuklar ebeveyninin bedeninde taşındığı bütün bu zaman boyunca hayat hakkında birçok şey öğreniyor. Biz batılı insanlar, zeki insanlar (Gülümsüyor.) bunu unuttuk ve biz ‘Bebeğim varsa onu eğitmem gerek.’ diye durumu ele alıyoruz.

Hayır! Biz bir bebeğe sadece temek şeyleri vermeliyiz. Onları beslemeli, sıcak tutmalı ve onlara dokunmalıyız. Bu onlar konuşmayı öğrenene kadar böyledir.

Kaç yaşından itibaren bir insana çocuk denmez?

Bu çok karışık bir şey, çünkü ‘Şu andan itibaren çocuk ya da şu dakikadan sonra yetişkin.’ diye bir şey yok, fakat 12-13 yaşına kadar çocukların ebeveynlerinden bütün yaklaşımları almış oması gerekiyor; çünkü onlar henüz yetişkin değiller; fakat çocuk da değiller artık. Eğer onları fikir alışverişlerimize dahil etmez ve seslerini duyurmalarına fırsat tanımazsak, onları anlamadığımız, onlara saygı duymadığımızı hissedip, bizimle bir şey paylaşmamaya başlarlar. Bu nedenle biz onların hayatlarına dahil olmak istiyorsak, biz de onları karar alırken ortak etmeliyiz.

Bu, onların her istediği şeyi yapmamız anlamına gelmez; fakat onlarla konuları konuşmalı ve beraberce değerlendirmeliyiz. Bu, bir çocuğun yetişkinliğe geçerken ihtiyaç duyduğu çok önemli bir gelişim basamağıdır.

Kitabınızda ‘Özel Oyun Zamanı’nın detaylı açıklamalarının olduğu bölümde çocuklarımıza ‘Buradayım. Dinliyorum. Anlıyorum. Umrumdasın.’ mesajının nasıl verilebileceğinden ve verilmesi gerektiğini anlatıyorsunuz. Bu cümlelerin çocuklar için anlamı ne?

Yetişkinlere bakalım, fiziksel olarak çocuklar için orada bulunsalar dahi orada değiller; çünkü dinlemiyorlar ve dinlemezlerse, anlamazlar da. Çocuk da önemsenmediğini fark ediyor. Sahip oldukları bilgi işte bu!

Restoranlara bir bakalım örneğin. Herkesin elinde telefon var. Çocuk annesini rahatsız etmesin diye çocuğuna telefonu veren anneler var. Telefon! En son çıkan bebek bakıcısı! İşte bu nedenle, ebeveynler çocukları için orada olsalar da orada değiller aslında. Gerçekten de öyle.

Ve çocuklar için bu dört şeyi hissetmeleri önemli. Bu temel bir şey onlar için.

Şimdi dönem değişti. Bizlerin, sadece çocukların değil, anne babaların da disiplinli olması gerektiği bir alan yaratmamız gerek.

40 dakikacık, diyorum. Bu 40 dakika boyunca çocuklarını gerçekten görebilmeleri için telefonlarını herhangi bir dikkat dağılmasına sebep olmasın diye odanın dışında bırakmalarını istiyorum ve bu bile anne ve babalar için zor.

Artık ebeveynler çocuklarını görmüyor, duymuyor, anlamıyorlar. Her şeye ‘Aaa! Tamam. Tamam.’ deyip telefonlarına geri dönüyorlar.

Telefon insanların taptıkları bir şey oldu ve bu berbat, korkunç bir şey.

Her yönden sağlıklı bir birey yetiştirmeyi dileyen bir anne-babanın objektif olarak ve ahkam kesmeden çocuğu için doğru bulduğu şeyi ortaya koyması ne kadar mümkün? Sanki zor biraz.

Bu sadece bir pratik işi. Bu nedenle sadece ’40 dakika bunu yapın.’ diyorum. Bu 40 dakika içerisinde yapmaları gereken tek şey, çocuğun fiziksel olarak yaptığı şeyleri tarif etmek. Dolayısıyla burada bir fikir yok! Bu sadece, onun söylediği ya da yaptığı şeyi farklı kelimelerle tarif etmek. Sadece bu! Bu 40 dakika aslında, ebeveyne fikirlerini disiplinle ya da öğretme amaçlı ifade etme ihtiyacı duymama fırsatı. Böylece çocuk da anlaşıldığını hissedecek ve ebeveyninin gerçekten onunla olduğunu ve onu önemsediğini hissedebilecek. Biz onlara nutuk çektiğimizde, eleştirdiğimizde veya yargıladığımızda onlar aslında onları önemsediğimiz için bunu yaptığımızı hissetmiyorlar!

Bizim önemsediğimiz için bunu yaptığımızı biliyorlar. Bazen. Sadece bazen, her zaman değil. (Gülümsüyor.) Bunu bilmedikleri için de bizim onlara karşı eleştirimiz olduğunu düşünüyorlar.

Hadi bunu bir tarafa bırakalım! 24 saat çarpı 7. Bu çok çok saate eşit, değil mi? Bu saatler boyunca biz birçok şey yapıyoruz ve sadece o 40 dakika boyunca o bütün şeyleri yapmadığımızı düşünelim. Bundan bir şey olmaz!

Özel Oyun Zamanı ne kadar sürmeli? Yetişkin olana kadar?

(Gülümsüyor.) Çocuklar bize bunun ne zaman yeterli olduğunu söyler. Bazen de ‘Artık istemiyorum.’ dediklerinde, oyunda değişikliğe gitmemiz gerekebilir. Bir çocuğun 8 ya da 10. oyundan sonra, artık oyun zamanı istemediğini söylediğini düşünelim. Belki bundan sonra da, hadi şunu yapalım, diyebilir. Belki de şartları değiştirebilir ve yürüyüşe çıkabilir ya da yemek pişirebiliriz; fakat ona yaklaşımımızı bu 40dk içerisinde değiştirmeyeceğiz. Halen onun istediği bu zamanı değerlendirmesine fırsat tanıyacağız. Elbette herhangi bir ekrana bakmadan, kesinlikle bundan farklı bir şey seçerek ve aynı yaklaşımı sürdürerek.

Çocuklar çok tatlı, melek gibi. Bununla beraber anne babasına ne yapacağını şaşırtabilen çocuklar da var. Bu ebeveynlere tavsiyeniz nedir?

Eğer anne ve baba sessiz bir yerde, kafede oturup, onları neyin çılgına çevirdiğini düşünürlerse, bir şeyin evde her gün tekrar ettiğini fark edecekler. Ve bunun aslında 5 ya da 10 senaryoda çocuklarının onları çığrından çıkardıları o şeyi tekrar ettiğini görebilecekler. Tamam? Anne ve babanın bu 5 ile 10 durum arasında tekrar eden o şeyi bulup, bir daha olursa ne söyleyeceklerine karar vermeleri ve D.U.R. adımlarını takip etmeleri gerekiyor. Nasıl sınırlama koyacaklarını ve çocuklarına nasıl alternatif sunacaklarını tamamen bilmeliler. Bu bir daha olursa, ki olacak (Gülümsüyor.), nasıl adım atacaklarını bilmeleri, çocuğun tekrarlanan bu zorlayıcı davranışına karşı reaktif davranıp kızmak yerine şimdi sunacakları çözümü kolaylaştırıyor olacak. Ebeveynler kızarlar; çünkü bu tarz durumlarda çaresiz hissederler. 

Kitabınızda bahsettiğiniz Özel Oyunla aslında ebeveynler için de gerçekten çocuğunu anlayabilme ve zorlayıcı çocuklar için de ebeveyne rahat bir nefes alabilme fırsatı sunuyorsunuz. Peki bu oyunun altında onun geleceğini şekillendirebilmek gibi spesifik bir şey güç var mı? Yoksa çok şey mi bekliyorum? 

Elbette! Bunu kitapta da yazdım. Bugünün çocukları çok zeki ve anne-babalar da onları bu yönde destekliyor. Buraya kadar dolu çocuklar! (Alnına kadar olduğunu gösteriyor.) Çocuklar hangi haklara sahip olduklarını biliyorlar ve çoğu kez bunu anne-babalarına da söylüyorlar; fakat duygusal ve sosyal olarak yeterince gelişebilmiş değiller! Ufak bir çocuk gibiler. Devasa bir boşluk var!

Uzun zaman önce çocuklar duygusal ve sosyal gelişimlerini diğer çocuklarla spontane bir şekilde oynayarak edinirlerdi. Günümüzdeki çocuklara bakarsak, okulları var. Okuldan yeterince erken gelirlerse, sonrasında özel dersleri var. Anne-babalar onları bir dersten diğerine götürüyor ve geri kalan zamanda eğer ev ödevleri yoksa, ebeveynler onları sadece televizyonla, tabletle, telefonla zaman geçirirken görüyorlar; fakat bu dönemde onların sosyal becerilerini pratik etmeleri, örneğin birine kızdıklarında nasıl onunla barışabilmeyi öğrenmek gibi, çok önemli. Artık çocuklar bunu yapmıyor ve bu büyük problem!

Bizim çocuklarımıza bütün bunları sağlayıp büyüdüklerinde dengeli yetişkinler olmaları için yeni ve farklı bir çözüm yoluna ihtiyacımız var. Zeki bireyler yetiştirelim, evet; fakat sadece analitik zekası değil, duygusal zekası da olan bireyler.

Çocuklar okuldan sonra birçok ders alıyor piyano, gitar vb. Şimdi ebeveynler arasında çok moda çocuklara özel hocalarla ders üstüne ders aldırmak…

Hayır! Hayır! Bunların hepsi öğrenme yetenekleriyle alakalı dersler. Duygusal ve sosyal zekalarıyla alakalı hiçbir şey yok bu derslerde; yani bu arkadaşlarını eve çağırıp, onları içlerinden geldiği gibi oynamalarından ya da televizyon ya da tabletle oynamalarından çok çok farklı bir şey bu. Düşünsene, bunu ne zaman yapıyorlar? Neredeyse hiç!

Bazı aileler çocuklarını oyun okullarına veriyor; mesela benim şu an 2 yaşında olan yeğenim Mahir Hasan.

(Benimle beraber gülümsüyor ve konuya dönüyor.) Çocukları 2 yaşındayken alıyorlar ve çocuklar 4-5 yaşına kadar bu okullara devam ediyor; fakat çocuklar bu aktivitelere 10-12 yaşına kadar devam etmeliler. Peki ya bu aradaki 7 yıla ne olacak? Küçük çocuklara sahip bazı aileler halen farkında değil. O çocuklar büyüdüklerinde aileler birden bire farkına varıyorlar; ‘Çocuğum içe dönük.’, ‘Çocuğum diğer insanlarla nasıl konuşması gerektiğini bilmiyor.’, ‘Nasıl ilişki kurması, devam ettirmesi gerektiğini bilmiyor.’ Bu devasa bir problem!

Peki Özel Oyun Zamanında çocukla olması gereken kişi sadece anne veya babası mı olmalı?

(Gülümsüyor.) Çocukların hayatındaki en önemli kişiler anne ve babaları. Sadece haftada 40 dakika bir ebeveynin bunu yapmasını diliyorum, istiyorum. Böylece onlar da yeni bir anne-babalık yeteneği geliştiriyor olacaklar.

Tek çocuklu bir ailenin anne ve babasına bir öneriniz var mı? 

Bu çocuklar genellikle prenses ya da prens gibi yetiştiriliyorlar. Aileler de onlara her şeylerini sınırsızca verip, sınırlar çizmiyorlar; çünkü bir çocuğa bir limit koyduğun zaman, çocuk bununla ilgili sıkıntı yaşıyor ve yaşatıyor da. İşte çocuğun bu sıkıntıyı da deneyimlemesi gerek! Çocuk otomatik olarak tüm ihtiyaçlarının karşılanamayacağını da görmeli. Evet, başlangıçta ağlarlar; fakat zamanla yavaş yavaş bununla nasıl baş edeceklerini de öğrenirler. Bu nedenle, tek çocuklar ailelerinde yeterince gelişim deneyimi yaşayamıyorlar. Tek çocuklu aileler çocuklarının arkadaşlarını  spontane, özgür oyun oynamaları için evlerine çağırabilirler.

Spontane oyun diyerek hangi oyunu işaret ediyorsunuz?

Çocuklar en çok spontane (çocukların kendilerinin geliştirdikleri, kurdukları) geliştirdikleri oyunlarla öğrenirler. Hadi, puzzleı örnek verelim. Yapbozla çocukların sadece zekası gelişir ve biz zekalarını artırmak için herşeyi yapıyoruz. Bir çocuğun başarılı ve mutlu olmasını istiyorsak, gerçekten de duygusal ve sosyal olarak da zeki olmaya ihtiyaçları var. Şöyle örnek vereyim; diyelim ki bir kız çocuğu bir arkadaşını eve davet etti. ‘Hadi kral ve kraliçe oyunu oynayalım.’ ve diğeri diyor ki ‘Hayır, ben arabalarla oynamak istiyorum.’ İşte burada karşılıklı hangi oyunu oyanacaklarını konuşurlar ve bir tanesi ‘Hadi önce kral ve kraliçe oynayalım sonra da diğer oyunu. Şimdi kim olsun kral, kim kraliçe?’ İşte böyle ilişki kurduklarında bir yol bulmayı öğrenirler.

Çok çocuklu ailelerde kardeşler arasındaki ilişkiyi düzenleyemeyen aileler var ve tüm dünyada da kardeşine şiddet gösteren çocuk örnekleri var.

Bu sorduğun çok geniş bir konu. Sadece bu konuyu aktardığım bir konferansım, eğitimim var. Sadece temeldeki şeyi söyleyeceğim; evet kıskançlık diye bir ateş var. Bu gerçek! Anne ve babaların davranışları ya bu kıskançlığı küçültür ya da büyütür. Genellikle aileler küçük çocukla çok ilgilenir. Hani şu ‘Aaaa! Benim küçüğüm!’ yaklaşımı ve o küçükler genellikle bunu nasıl manipüle edeceğini çok iyi bilip, her seferinde kazanırlar ve maalesef anne babalar bir odun parçasını daha böylece bu ateşe atıverirler.

2 yaş sendromu diye bir şey var mı gerçekten? 

2 yaşındaki çocuklar birden bire kendi isteklerinin olduğunu da keşfederler ve bunu pratiğe dökmek isterler. Bu mükemmel bir şey! Bizim onların bu karar verme sürecini kırmamız değil, sınırların olduğunu hissetmeye ihtiyaç duyan çocuk doğasına sınırı da adapte etmemiz gerek.

Bunu söylediğimde ‘Ooo! Ağlıyor ama!’ diyor bazı ebeveynler. Bu dönemsel bir şey. Çocuk ağladığında anne-babasını test eder ve anne babanın da bu testi geçmesi gerek; çünkü eğer geçemezse çok uzun süre sadece anne-baba değil, çocuk da anne-babayla ıstırap çeker. D.U.R. bunu yapmanın doğru yolu!

Hemen hemen her çocuk, özellikle İstanbul gibi şehirlerde, bakıcılarla büyüyor. Çocuklara kaliteli zaman ayırmak gitgide zorlaşıyor.

İşte bu nedenle zor dönemlerdeyiz. İnsanlar şimdi çok yoğun çalışıyorlar. Anne-babalar işten eve geldiklerinde yorgun oluyorlar ve sonrasında çocuklarıyla da işleri var. Bu nedenle çocuklar uyumadan geri kalan 2-3 saatte düzgün bir şekilde çocuklarına zaman ayırdıklarından emin olmalılar.

Artık evlerde kameralar var. Çocuğumuzla nasıl ilgilenildiğini izleyebiliyoruz. Peki ya söylenen sözlerde yanlışlık varsa? Henüz bebek sayabileceğimiz çocuklara söylenen sözler onları etkiler mi? Anlamıyorlar. Anlamadıkları şey çocuğun bilinçaltına etki eder mi?

Elbette! Kötü sözlerin arkasında bir davranış şekli var ve çocuklar çok hassas/duyarlı, herşeyi hissederler.

Peki ya en iyi ebeveyn dilinin bir tarifi var mı?

Sevdiğini söylemek. Kızgın olduğunda da söylemek; fakat bağırmadan. Anne babaların çocuklarına örnek teşkil ettiklerini anlamaları gerek; çünkü onlar bu sözlere göre şekillenecekler.

Çok sevdiğini her fırsatta dile getirmek ya da sık sık, süpersin bravo oğluma-kızıma, demek?

A! A! A! (Parmağıyla işaret ediyor.) Bütün bu ‘En şöyle, en böylesinler’ zarar verici; çünkü bu çocuğu etiketlemek ve bu çocuğun ilerideki hapishanesi oluyor. Söylenen ‘en’in iyisi ya da kötüsü olsun fark etmeksizin!

‘Sen dahisin. Uuu! Tam bir dahisin!’, ‘Senin gibisi yok!’, ‘Sen en tatlı kızsın.’, ‘Sen en güçlü erkeksin.’ gibi sözler her zaman söylenirse, işte bu çocuğu hapsetmek oluyor.

Örneğin, çocuk diyor ki ‘Ben dahiyim. Hiçbir yanlış yapmaya hakkım yok.’ ve bundan sonra da bu oluşturulan rahatlık alanından çıkamıyor. ‘Çünkü çıkarsam, çok tehlikeli! Çünkü çıkarsam, anne babamı hayal kırıklığına uğratabilirim. Çünkü çıkarsam, gerçeği anlayacaklar, aslında geçen gün doğru cevabı sınıfta başkası bilmişti ve ben bilmiyordum. Bu nedenle kendimi koruma altına almalıyım. Yoksa bu çok berbat bir şey olur.’ İşte böyle düşünür çocuk. Hapsolur.

Ve bu ‘en’ ya da ‘çok’lar diğer tüm yakışıklılık, güzellik, tatlılık, zekilik ya da yaramazlık vb. tüm etiketlemelerde böyle işler. Bu çok fazla çocuk için! Çok üzücü ve çocuğa çok zarar veren şeyler. Ve elbette bu negatif en cümleleri için de böyle.

Eğitimlerinize katılmak isteyen anne babalar ya da çocukları için özel seans almak isteyenler size nasıl ulaşabilir?

[email protected] adresinden Birol Gündoğdu’ya veya bana [email protected] dan ulaşabilirler. 

(Sarılıyoruz.)

Harika bir röportajdı! Çok şanslıyım. Teşekkür ederim.

Teşekkür ederim.

*

‘Ebeveynlerin çoğu kazananlar ya da kaybedenler konumunda değildirler. Çoğunluğu iki uç nokta arasında gidip gelir ve bu yüzden sallanırlar. Sallanan ebeveynler sert, zorlu, kısıtlayan ebeveynlikle serbest, esnek, kolay ebeveynlik arasında gidip gelirler.’

‘Belirginlik çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlar. Çocuk kendini güvende hissettiğinde büyüyebilir.’

‘Ebeveyn D-U-R prensibine göre sınır koymalıdır.’

‘’Çocuğun ‘kumbarası’nın, yetişkin yaşamında son derece önemli olacak özsaygı akçeleriyle dolmasını sağlamalıdırlar.’’

‘Kuralları, uyarıları ve uyarıların yerine getirilmesini yaramazlık yapan çocuklarının cezalandırılması gibi gören ebeveynler vardır. Yaklaşımları buysa sınır koymayı bir güç savaşı gibi görmeleri normaldir.’

Kitaptan sizler için bazı alıntılar yapıyorum. Gerisi kitapta okunmak üzere sizleri bekliyor.

Önceki İçerikSinema Filmi Örümcek Adam
Sonraki İçerikMutsuzluk ile Başa Çıkın
1 Aralık doğumlu. Sosyoloji okurken hitabet yeteneği bölüm başkanınca keşfedilip yönlendirildi ve dönemin adından bahsettiren başarılı spiker ve sunucularından 1.5 sene eğitim aldı. Tatlı tatlı:) yaz tatilini yaparken babası, bakalım seni alacaklar mı, dedi ve 4 ay canlı yayın ana haber sundu, fabrika sahiplerini, depremzedeleri haber sonrası gündem programında ağırladı. Okulu tamamladı ve soluğu yurtdışında aldı. 2.5 sene içerisinde hem çalışıp okudu hem birçok ülkeyi gördü. Cambridge’den İngilizce eğitmenliği, BBC’den sunuculuk ve röportaj, London Academy of Film’den kamera önü oyunculuk ve Cervantes’ten İspanyolca belge ve diplomalarıyla döndü. 1 yıl öğretmenlik yaptı, yarı zamanlı Anadolu Ateşi’nde dans etti, reklam ve kitaplar seslendirdi, uluslararası bir kanalda müzik programı sundu. Birçok santraldeki ‘The number you’ve called...’ sesi kendisine ait. Türkiye’nin büyük okullarıyla çalışırken öğrenci sayısıyla baş edemeyip ve derslerini teslim ettiği arkadaşlarının da programı dolunca, ailesinin desteğiyle merkezi lokasyonda müstakil bir binada şirketini açtı; 5 yıl 3 ayrı kartvizitle kurucu-yöneticilik, eğitmenlik ve satış yaptı, binlerce üniversite öğrencisi ve sayısı 150yi aşan şirketle ve resmi kurumla çalıştı. Kendisiyle röportaj yapan bir cemiyet kültür sanat dergisinde sonraki yılda dergi yazarları arasına katıldı. İşini zirvedeyken devretti ve yoğun tempoya 1.5 sene ara verdiği sırada yaşam koçluğu, eğitmen eğitimciliği, oyunculuk, uluslararası onaylı İngilizce eğitmen antrenörlüğü belgelerini aldı, sosyal projeler gerçekleştirdi, Türkiye’de ve yurtdışında farklı alanlarda eğitimlere katıldı, ateşte yürüdü. Bu sırada şirketinde kişilere iletişim danışmanlığı ve şirketlere ve yöneticilere akademik danışmanlık yaptı, üniversitelerde seminerler düzenledi, 7 CEO’ya eğitim koçluğu yaptı. Şimdi eğitmen yetiştiriyor, saygın bir kurumun akademik müdürü, medya sektöründen 3 şirketin ve 1 resmi kurumun eğitmeni ve IK danışmanı. Harvard Üniversitesi’nden nörobiyoloji dersleri alıyor. Sanatla ilgili her şeyi seviyor. Çiziyor, boyuyor, bateri çalıyor. İnsana gelişim kazandıracak şeyleri keşfetmek ve paylaşmak, onun hayatı anlamlı kılan şeyler listesindekilerden biri. İşte röportaj köşemizin prensesinin özet geçmişi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here