4te 1.

0
302

İlk çeyrek tamamlandı. Nasıl hissediyorsunuz?

Berkeley Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nün yaptığı araştırmaya göre maksatlı adımlar atılan bir hayat mutluluk düzeyimizi %40 etkiliyor.

Aldığınız yeni yıl kararlarında neredesiniz?

Bu arada, global olarak bu yeni yıl zamanı şartlanmasını bizde oturtan ne?

Çünkü, yeni başlangıçlar motivasyon ister. Şimdiye kadar yapmadığımızı yapmak ya da yaptığımız şeyleri yapmaktan vazgeçmek adanmışlık gerektirir. Bu nedenle bir başlama zamanı belirlemek motivasyon sağlar.

Hafta başı, yılbaşı gibi günler başlangıcı çağrıştırdığı için hemen hepimiz tarafından tercih edilen zamanlar olur.

Dünyada özellikle Aralık ve Ocak aylarında hemen her mecrada ‘yeni yılda yapılacak listeleri ve hedeflere ulaşma önerileri, kestirme yolları (varsa tabii:) yayımlanmaya başlanır. Okunuyor ki bu yinelenen bir şey.

Raflarda hedeflerle ilgili motivasyon kitaplarına her gün bir yenisi ekleniyor ve genellikle de en çok satanlarda yerini alıyor.

Peki milyonlara ulaşmasına rağmen evrensel olarak her geçen yıl nasıl mutsuzluk, huzursuzluk ve tatminsizlik artıyor?

(Tabii buna kabilelerindeki huzurlu yaşam alanlarını bir elin parmak sayısını geçmeyecek kadar bıraktığımız yerlilerin mutsuzluğunu katamayız. Ormanlarını, pırlanta için petrol için mahvediyor, kapitalizmin ateşini tüttürmek için bilinçsizce oradaki ekosistemi dünya doğal dengesiyle beraber bozuyoruz. Doğa anayı kızdırıyoruz. Sonra uzayda yaşam kurmak için gezegen arayıp, buna teknolojinin nimeti diyoruz.)

Toplumların neye aç olduğu, hangi noktada gelişmeyi arzuladığını görmenin bir diğer somut yolu da sokaklardaki işyeri tabelalarına, sosyal medya ve Google’da adlere göz atmak. Hemen her hedefin bir koçu var artık değil mi?

Belki de ‘İste. Yeter.’ denilen akımın işe yaramadığını artık kabul ettikten sonra yanımızda bizi harekete geçmeye motive edip, eşlik edecek insanlara sahip olmaya karar vermemizin etkisi vardır bunda.

Secret kitabıyla zirve yapan enerji ve iste olsun yaklaşımı, çoğu zaman sadece isteyip beklemekten bunalıp, bu sırada yaşanan yüksek motivasyonun neden bir anda kaybolduğunu anlayamadan boşlukta hissetme yönelimini ve henüz yolu yarılamadan vazgeçmeleri içinde barındırıyordu. Dolayısıyla ‘Her şeyi kolaylıkla yapabilirim.’ hissi yerini bir anda ‘Bunu da yapamadım. Yetersizsizim.’e bıraktırdığını anladık. Ne kadar sert bir itiş! Atlayış, kaçınılmaz çivileme.

Yeteneklerine uygun mu bu seçimin? Değişiklik gerektiriyorsa bunun için zihnen ve fiziksel olarak uygun ortamı oluşturmaya istekli misin? Gerekli bilgi yatırımına sahip misin? Her gün bu yolda ne kadar zaman ayırabilirsin? İstediğin noktaya geldiğini hangi gerçeklikle kavrayacaksın?..

Tarttın mı?

Zalim peşin hüküm.

Çivilenince çıkmak acıtır. Sabırlı ve hassas olmayı gerektirir. Oysa kopmuştur zincir bir kere. Daha büyük resmi göremeden, başkalarının bizi yargılayacaklarını düşünür, fakat onlara bir malzeme bırakmadan içsel enerjimizi biz kendimiz yerle bir ederiz.

‘Saçma. Yapamam.

Gereksiz şimdi.

Huzurum kaçmasın. Bililen yol en iyi yoldur. Kısa yol hazır. Uğraşamam.

Hayatımda her şey yolunda. Arada bir çöküyorum o normal. E herkes aynı.

Aslında … yapmayı istiyorum, ama daha zaman var.

Nereden başlanır ki?

Önce … yapayım, sonra beni mutlu edecek … yapırım nasılsa.

Dur. Hazır değilim. Biraz daha araştırayım.

Ya belki de başlarım, sonra …nın koşulları değişir.

Kader kısmet artık. Bakacağız.

Haftaya söz verdim ben kendime şimdi değil.

Doğru zamanda o olur zaten.

Önce bir emin olayım.

Üstüne bir uyuyayım.

Bugün yaptım, diyelim. Yarın ne olacak? Ya sonra?

Sıkılırım. En kestirme yol, bildiğin yoldur.

Yine yapamam. Güçsüzüm.

Kolay zaten. Ne varmış ki?

Çok zor. Yorucu.

Amannn! Ne değişecek?’…

Değişikliği düşünmeye başladığımız anda kafamız bilemeyebildiğimiz yerlerden kaynaklanan bu tarz seslerle, düşüncelerle dolar. Kaynar kazan olur. Ağırlaşır. Hemen ‘Boş ver.’ deyip bizi rahatlatmaya iter, geçici çözüm bulmaya bizi bazen mecbur eder.

Monkey mind da denilen iç konuşmamız biz nefes aldıkça performansını sergileyecek. Alkışlarla tüm salonları doldurmak da mümkün, tek seyirciyle sakince bitmesini beklemek de.

Bu işletim sistemimizin bir parçasıysa, bunu yönlendirebilmemiz de mümkün.

Bazılarımızsa ilginç bir şekilde gizliden gizliye aynılıktan hem şikayet eder hem de bundan haz alır. Gerçekleştirmek için emek harcamadığımız her istek, istek olmaktan öteye varamadığı gibi, kişiye sadece geçici, uçucu enerji sağlar. Olmayandan, zorluktan ve aslında mutsuzluktan beslenen bir zihin yapısı bu. Hikayesinde havasız bir bağımlılık, dilinde şikayet, ruhunda atalet. Sonra toparlar kendini, sesinde ‘eye of tiger’ tınısıyla survivorda gibi hissettiğini söyler. Bir bakarsın yine aynı döngüyü yaşıyordur. Daha geniş enstrümanlı bir parça çalar bir dahakine ve daha da rahattır alanında. Bu nedenle hareket planı da hazırlanmayan hedefin sadece egomuzu oyalayıp tatmin etmek için koyduğumuz savı da vardır.

Ve Yeni Çağ (New Age) akımıyla daha yakından tanınmaya başlayan spiritüellik. Gurular her yerde değil mi?

Burası apayrı bir konu.

Buddha’nın bu konuya en dokunan sözüyle kapatayım; ‘Bizi kendimizden başkası kurtaramaz. Kendimiz haricinde bunu ne bir kimse yapabilir ne de böyle bir olasılık var. Hepimiz kendi hayat yolumuzu kendimiz yürümek zorundayız.’

*

Ulaşmak istediğimiz bilgi artık her an her yerde.

Ne kadarı temiz?

Bilinçlenme imkanımız buna parallel arttı.

Ne kadarını idrak edebiliyoruz?

Çok fazla şey biliyoruz (sanıyoruz:).

Bu bize keskin bir kuvvet mi veriyor, önyargılarımızı mı tetikliyor, korkularımızı arttırıp ertelememizi mi kolaylaştırıyor?

İsteklerimiz neredeyse sınırsız. Bunu besleyen bir değirmendeyiz. Bu dönemde sosyal medya ana çarkı sistemin. Tam yeri kullanmanın; arzular şelale.

Peki ne kadarı parçası olup aynı hisleri paylaşmak adına (Ki his bu, geçici.) hevesli bir tecrübe alışverişi, ne kadarı bizim gerçek idealimiz?

Dalgalar halinde yayılan ve çeşitli adlandırmalarla depresyon, nasıl dünya ilaç sektörünün en çok satanları sıralamasında uzun yıllardır ilk 5te üzerine üretim yapılan konu?..

*

Yaradan’ın bir parçasıyız. Biz harikayız.

Mükemmel değiliz. 

İnsan komplike bir yapı.

Bildiklerimizle bizi şaşkına çeviren, sırlarıyla bulma isteğimizi perçinleyen, parçası olduğumuz evren gibi muazzam.

Dolayısıyla bizleri ilgilendiren her konunun da evren kadar sınırsız ve henüz keşfedilmemiş ince detaylara sahip olması doğal. Her birimize hitap eden yöntem de böylece farklı olacaktır elbette. Belki de bir oradan bir buradan aldıklarımızla örüyoruzdur peteği.

Günde aklından bilinçli ve bilinçsiz toplam 60-80 bin düşünce geçen bir varlığın sayısını 7.5 milyarla çarpalım…

2018 Dünya Mutluluk Raporu’na bakalım istiyorum. Ülkelerin gelir, sağlıklı yaşam beklentisi, sosyal destek, özgürlük, güven ve cömertlik değişkenlerine göre hazırlanan raporda ilk beşte sırasıyla Finlandiya, Danimarka, Norveç, İzlanda ve Hollanda var. Güzel ülkem 156 ülke arasında 74. Bütünün parçaya etkisiyle beraber daha birçok şey anlatıyor…

*****

Asıl konumuz; kıymetlimiz, zaman ve onu anlamlı tatlandırma arayışımız.

Sevmek sevilmek, neşeli olmak, paylaşmak ve birbirimize destek olmak için hayattayız ve belki de diğer her şeyi anlamlı kılan güzeli keşfetmek, kendimizi bulmak, özümüze yakın kalmak için.

Arayış hep olacak. DNAmıza şifrelenmiş bir bilimsel gerçek bu. Önemli olan arayışımıza nasıl yön verdiğimiz ve bu arayışa bakış açımız, algımız.

Bahardayız. Doğa uyanıyor.

Doğa Uyanıyor

Sessizliğe sarıl.

Aklına gelince içini titreten şeyi hatırla. Çünkü bir tılsıma sahip o senin için.

Neşeli, huzurlu, sağlıklı hayatlara sahip insanların tılsımlarını, şaşmaz bir şekilde, başkalarını da gülümsetebilenlerde bulmuşlar. Belki de tek ortak paydası bu. Gerisi sana özel, seni sen yapanlardan. Bu nedenle bırak sana göre basit, başkasına göre boş, x kişiye göre macera vb. etiketlerini. Sadece kutla varlığını.

O tılsımın orada olmasının bir sebebi var.

100% emin olmayı bekleyip, 100de 100 gecikme. Önce eylem. 

Sadeleş.

Minimal başla. Her gün ayırdığın 5 dakika ile kısa zamanda yolculuktan daha çok zevk almaya başlayacaksın. Endişenin, korkuların gereksiz olduğunu göreceksin, artık odağın değiştiğinden kendini sabote etmek için sebepler arasan da sunulsan da seçimin farklı olacak. Aklın çelinmeyecek. Uyanık kalacaksın. Sağlam duracaksın. Sadece isteyince seçtiğin yeniye (balıklama:) dalacaksın.

Hadi aç kalbini. Maksadını orada ara. Şu anda yap bunu.

Bulduğun, değişik bir sessizlik ve huzur veriyorsa, kendini tekrar evde hissediyorsan.. yine şükran dolacaksın. Değerini de koruyor olacaksın.

Hafif bir mizah duygusu gelecek, artık aklına geldikçe yaşananlar kendine ve kayboluşun neye hizmet ettiğini görünce gülümseyeceksin.

İllüzyon bozulacak ve kendinle, sevdiklerinle, arkadaşlarınla, çevrenle ve hayatla kurduğun bağ sağlamlaşacak.

Mevlana ‘Kendini kendinle yıka.’ diyor.

Dinle.

Ruhumuz havalansın. Ferahlayalım. Çiçeklenelim.

Her an ve her mevsimde sunduğu ilhamı doğadan alalım. Doğa gibi olalım. Yapmaya çalışmayalım. Yapmayı denemeyelim. Yapıverelim:)

Sevgiyle,

Önceki İçerikOkul Arıyorum ve Tatilimiz
Sonraki İçerikSinema Filmi: SHAZAM! 6 GÜÇ
Elif Öner
1 Aralık doğumlu. Sosyoloji okurken hitabet yeteneği bölüm başkanınca keşfedilip yönlendirildi ve dönemin adından bahsettiren başarılı spiker ve sunucularından 1.5 sene eğitim aldı. Tatlı tatlı:) yaz tatilini yaparken babası, bakalım seni alacaklar mı, dedi ve 4 ay canlı yayın ana haber sundu, fabrika sahiplerini, depremzedeleri haber sonrası gündem programında ağırladı. Okulu tamamladı ve soluğu yurtdışında aldı. 2.5 sene içerisinde hem çalışıp okudu hem birçok ülkeyi gördü. Cambridge’den İngilizce eğitmenliği, BBC’den sunuculuk ve röportaj, London Academy of Film’den kamera önü oyunculuk ve Cervantes’ten İspanyolca belge ve diplomalarıyla döndü. 1 yıl öğretmenlik yaptı, yarı zamanlı Anadolu Ateşi’nde dans etti, reklam ve kitaplar seslendirdi, uluslararası bir kanalda müzik programı sundu. Birçok santraldeki ‘The number you’ve called...’ sesi kendisine ait. Türkiye’nin büyük okullarıyla çalışırken öğrenci sayısıyla baş edemeyip ve derslerini teslim ettiği arkadaşlarının da programı dolunca, ailesinin desteğiyle merkezi lokasyonda müstakil bir binada şirketini açtı; 5 yıl 3 ayrı kartvizitle kurucu-yöneticilik, eğitmenlik ve satış yaptı, binlerce üniversite öğrencisi ve sayısı 150yi aşan şirketle ve resmi kurumla çalıştı. Kendisiyle röportaj yapan bir cemiyet kültür sanat dergisinde sonraki yılda dergi yazarları arasına katıldı. İşini zirvedeyken devretti ve yoğun tempoya 1.5 sene ara verdiği sırada yaşam koçluğu, eğitmen eğitimciliği, oyunculuk, uluslararası onaylı İngilizce eğitmen antrenörlüğü belgelerini aldı, sosyal projeler gerçekleştirdi, Türkiye’de ve yurtdışında farklı alanlarda eğitimlere katıldı, ateşte yürüdü. Bu sırada şirketinde kişilere iletişim danışmanlığı ve şirketlere ve yöneticilere akademik danışmanlık yaptı, üniversitelerde seminerler düzenledi, 7 CEO’ya eğitim koçluğu yaptı. Şimdi eğitmen yetiştiriyor, saygın bir kurumun akademik müdürü, medya sektöründen 3 şirketin ve 1 resmi kurumun eğitmeni ve IK danışmanı. Harvard Üniversitesi’nden neuroscience dersleri alıyor. Sanatla ilgili her şeyi seviyor. Çiziyor, boyuyor, bateri çalıyor. İnsana gelişim kazandıracak şeyleri keşfetmek ve paylaşmak, onun hayatı anlamlı kılan şeyler listesindekilerden biri. İşte röportaj köşemizin prensesinin özet geçmişi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here