Vegan Olmaya Nasıl Karar Verdim?

Bir kararı almak zor, ama sürdürebilirliği asıl marifet. Son bir senedir vegan olma kararımı sürdürüyorum ve aksini düşünmüyorum bile.

0
152

Öncelikle amacımı netleştirmeliyim: vaaz vermek değil, sadece kendi yolculuğumu paylaşmak hedefim. İstenmeden verilmiş nasihatın meyvesi olamaz zaten. Her yeni bilgi gibi, değineceklerim perspektif kazandırabilirse, veya dünya’yı çoğunluğa uyduğumuz için değilde, hür irademize göre navige etmemiz gerektiğini hatırlatabilirse, yazma çabalarım karşılanmış olur.

Bir buçuk sene önce bana “tavuk, yumurta, dondurma ve süzme yoğurt yemeyi keseceksin” deselerdi inanmazdım. Gündelik beslenme listemde sıklıkla bulunan ve yemekten zevk aldığım şeylerdi bunlar. 

Nedense geçen sonbahar, kendimi çoğunlukla baklagil (mercimek ve siyah kuru fasülye özellikle), yumurta, badem ve fıstık ezmesi, yeşillik ve sebze ile besleme alışkanlığı içinde buldum. O zaman okuduğum bir kitabın etkisi altındaydım (kitabı merak edenler için not edeyim: 4 Hour Body, Tim Ferris – yazarın diğer kitaplarını da tavsiye ederim, özellikle “4 Hour Work-Week” hayat değiştiren perspektifler sunuyor çalışma hayatımız için). Kitap hayvansal proteinleri önermenin yanısıra, vejeteryan yada vegan okuyucuları için de opsiyonlar sunuyor. 

Tam bu sırada da, en yakın arkadaşlarımdan biri benle bir link paylaşmıştı. Link “What the Heath” diye bir belgesele aitti. O akşam izlediklerimden sonra bir berraklık hissettim, o akşam vegan oldum.

Belgeselden hayvansal gıdaların tüketimi ile ilgili 3 ana tema ile ayrıldım:

1. Sağlık Etkileri

Bugünkü hayvansal çiftçiliğin sanayiliği, ekonomik boyutu ve hayvansal ürünlerin hacmi, bu gıdaların doğal kompozisyonlarından uzaklaşmasına sebep olmuştur. Hayvanların büyüme hızını çabuklaştırmak icin yapılan hormonal muameleler ve tabiatlarına aykırı olan mısır ve soya ile beslenmeleri, insanlar tarafından tüketilen hayvansal mamülün vücutta besleme faaliyeti görmek yerine, bir çoğumuzu kronik inflamasyon temelli rahatsızlıklar ile bırakıyor. Farmasötik endüstrisi lobilerinin gücü, bu düzenin korunmasındaki büyük etkenlerdendir. 

Yapılan araştırmalarda, örnegin şeker hastalığını önlemekte yardımcı olmak ile kalmayıp, şeker hastalığı olan bireylerin semptomlarının elenmişliği bile görülmüştür (NCBI- National Center for Biology ve Oxford’da bilimsel edebiyatları araştırabilirsiniz.)

Sorun et tüketmenin yanısıra süt ürünleridir de. Bir çoğumuzun süte hassaslığı (laktosun da ötesinde), inek sütünde bulunan proteinin moleküler yapısının insan sütünden farkı, hazmı zorlaştırmasıdır. Başka bir memelinin sütünü içen tek türüz! Bir anne ineğin sütü ortalama bir insandan on kat daha büyük bir canlıyı besleyebilmek için üretilmiştir. 

Et ve süt ürünlerinin diyetten elenmesinin sağlık faydalarını destekleyen bir kaynak daha doktor Valter Longo’nun araştırma sonuçlarını topladığı “the longevity diet” (uzun ömürlülük diyeti) adlı kitabıdır. Kitabın ana teması oruç tutmanın sağlığımıza kattığı faydaların hayat kalitemize eklemesi olmasına rağmen, bir büyük konu daha doktor Longo’nun büyüdüğü İtalya’nın Molonchio kasabasının nüfusu dünyada en büyük oranda 100 yaş ve üzeri bulundurmasıdır. Doktor Longo’nun araştırmaları buna katan en büyük etkenin bu yöreye özel yemekler olduğunu göstermiştir.

Molonchio’da büyürken ki anılarını anlatırken Dr. Longo, Kalabriyen diyetlerinin büyük kısmı kompleks karbonhidrat, baklagil ve sebzelermiş. Küçüklüğünde zeytin ve zeytin yağı, domates, salatalık, biber ve nohut, bütün/ işlenmemiş tahıllar, brokoli, ıspanak gibi yeşil sebzeler ana öğünlerini oluşturup, ara öğünlerde ise badem, ceviz, yer fıstığı, kuru üzüm gibi kuruyemişler, veya da üzüm yada taze mısır tüketirlermiş. Hafta da bir kere ise ikişer adeti aşmayacak şekilde İtalyan köftesi yerlermiş. Bu son maddenin benim savunduğum sisteme aykırı olduğunun farkındayım, ama bir söz paylaşayım:

“Seyreklik ile yaptığın değil, her zaman yaptığındır etki yaratan”

Gretchen Rubin. 

Luguria bölgesinin Genoa diyetini de savunan Dr. Longo, yine az şeker ve bol sebze, zeytin yağı, ve nohut tüketimlerini anlatıyor. Eklediği bir de morina balığı, hamsi ve midyedir (Gretchen Rubin’in sözünü hatırlatarak devam edeceğim)

2. Çevremiz

Çevre kirliliğinin en büyük ikinci sebebi büyükbaş hayvancılıktır (https://veganlik.org/cevre/amp/)

Aynı kaynaktan diğer başlıkları paylaşayım:

Sera Gazları: Emisyonların %18’inden hayvansal tarım sorumlu olup, egzoz gazları ikinci sırada %13’tür.

Su: Hidrolik kırmadan sonra en çok su tüketen ikinci neden hayvansal tarımcılıktır.

Toprak: Hayvancılık yeryüzünün %45’ini kaplıyor.

3. Hayvan Sevgisi

Evde bir örümcek bulunca bir bardak ve kağıt yardımı ile dışarı çıkartırım, bir karıncayı ezmek bile zor gelir bana; başka bir hayvanın canını almak doğama en aykırı şey olabilir belkide. Bu yüzden, öldüremeyeceğim bir hayvanı tüketmek çelişkili geliyor bana. Öz adeletim bir yana, hayvansal gıdaların üretimi esnasında havyanların yaşadığı eziyet, asıl mühim sorundur.

Sadece et degil, sut ürünleri de eziyete ekleyen faktörlerdendir. İneklerin sut vermelerini saglayan devamlı hamileliktir. Bir ineğin süt verebilmesi icin, dünyaya yavru getirmesi şarttır. Bunu sağlamak için de senede bir suni yollarla gebe bırakılırlar. (http://vgntr.com/inek-sutu-mitleri/) her doğuş sonrasında yavrusundan ilk bir kaç saatte ayrılma tramvasını tekrar tekrar yasayan inek, 30-40 yıllık doğal ömrünün sadece 5 senesini görebilip, eti icin cani alınır. 

http://www.sustainabletable.org/260/animal-feed

Etlerini tüketebilmemiz icin sağlanan yaşama koşulları, market ağırlığına çıkışlarını hızlandırmak adına doğalarına aykırı olan mısır ve soya ile beslenip karaciğer abseleri ve ansızın olum sendromları yaşamalarına neden olmaktadır. 

Yukarıda bahsettigim seyler duyması/okuması zor olabilir. Bunun sebebi, alışkanlıklarımıza tehditleridir. Görmezlikten gelip, yok saymak daha kolay, anlıyorum. 

Vegan olma kararına gelebilmemde ki faktörler:  zamanlama ve o zaman ki alışkanlıklarım, ve yukarıda saydıklarımı duyabilmem – biri hazır degil ise, duyma niyeti yoksa, bilgi sunmak yetmiyor maalesef. Kararı almak yolun yarısı. Tutunabilmek diğer yarısı ve bana bunu sağlayan bir kaç neden: enerji seviyem, berrak cildim, uyku kalitem, zihin netliğim. En önemlisi hiç mahrum hissetmiyorum yemek seçeneklerim konusunda. Opsiyon bolluğu sonsuz ve o kadar tatmin edici ki.

Aşağıda bir günün öğünlerinden örnek size:

Kahvaltı

Tarçınlı yulaf, chia ve keten tuhumu karışımı, badem ezmesi, badem sütü ve muz

Öğlen yemeği

Tahinli tatlı patates, brokoli, Ispanak ve mercimek

Akşam yemeği

Meksikalı baharatlar ile tatlandırılmış bezelye, mercimek, humus ve haslanmış sebzeler (bu malzemeleri közlenmiş mısır veya tam buğdaylı tortillalar eşliğinde de deneyebilirsiniz)

Tatlı (sevenleriniz icin)

Hindistan cevizi sütü ve sekeri ile tatlılaştırılmış pirinç ve mango, vegan dondurma (hindistan cevizi sütü bazlı ve her turunu bulabilirsiniz, vegan çikolataları, … liste gercekten de sonsuz)

Bir kararı almak zor, ama sürdürebilirliği asıl marifet. Son bir senedir vegan olma kararımı sürdürüyorum ve aksini düşünmüyorum bile.

Dileğim kimseyi çevirmek ya da şekillenmiş hayvan ürünleri tüketimi alışkanlığını kötülemek değil, sadece farkındalık kazandırmak. Umarım başarılı olabilmişimdir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here